Seçimler Yaklaşırken (1): HDP

Siyaset üzerine yazdığım bu blogu Haziran 2015 seçimleriyle açıyorum. Siyaset seçimlerden ibaret değildir, ama seçimler siyasetin en heyecan verici süreçlerinden biridir. Üstelik Türkiye gibi, seçimlere katılımın bir hayli yüksek olduğu ve başka siyasi katılım süreçlerinin sıklıkla engellendiği bir ülke için seçimlerin en belirleyici siyasi mekanizma olduğunu söylemek abartı olmaz. 2015 seçimlerine katılan büyük partiler için çok şey söylendi, ama ben de naçizane fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, seçim kampanyasının en hoş sürprizi, Erdoğan’ın başkanlık hırsından başka şeyler duyabilmemiz oldu. Bunu da ağırlıklı olarak Selahattin Demirtaş’ın enerjik kampanya çalışmasına borçluyuz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP odaklı muhalefeti bırakarak kendi vaatlerine odaklanmasını da unutmamak gerek elbette – bu bir sonraki yazının konusu. Demirtaş ve HDP’den başlarsak: Demirtaş’ın 2014 cumhurbaşkanlığı adaylığından itibaren, Kürt siyaseti tarihsel potansiyelinin bir hayli üzerinde bir performans sergiliyor. Demirtaş’ın mütevazı ve esprili kişiliği Kürt siyasetine şüpheyle bakan anaakım medyayı ve batıdaki Türklerin bir kısmını etkilese de, yükselişin temel nedeni, Demirtaş ve HDP’nin Kürt oyunu sağlamlaştırmasında ve kendini dışlanmış hisseden azınlıklar arasında da etkili olmasında yatıyor. HDP’nin barajı aşması, oy oranı azımsanamayacak üç kitleyi ikna etme kapasitesine bağlı: (1) geleneksel olarak CHP’ye oy veren Aleviler ve oyları farklı partilere dağılmış olan tüm diğer azınlıklar; (2) AKP veya Hüda-Par çizgisine yakın muhafazakar Kürtler; ve (3) HDP’ye yakın duran ama çeşitli sebeplerle oy vermeyen veya veremeyen Kürtler. Üçüncü kitleyi kazanma çabası, yoksul ve marjinalize edilmiş seçmeni oy vermeye yöneltmek adına ABD’de Obama’nın 2008 başkanlık kampanyasındaki çalışmasını andırıyor, ki bana kalırsa potansiyel seçmeninden maksimum oy aldığı takdirde HDP’nin barajı geçmesi pek de zor olmayacak.

Birinci ve ikinci kitlenin ikna edilme çabasında ise çok temel bir çelişki olduğu açık. Ağırlıklı olarak sol kökenden gelen HDP siyasetçilerinin, evrensel adalet ve eşitlik temelinde bir söylem üretmekte pek zorlanmadıklarını, bu yüzden de Aleviler, Gayrımüslimler, LGBT bireyler gibi toplumsal çoğunluğun baskısını hisseden kitlelerle kolay iletişim kurabildiklerini görüyoruz. Konu muhafazakar Kürtlere gelince, HDP’nin iletişim zorluğu çektiği, Dengir Mir Fırat gibi transferler ve tabii Altan Tan BDP/HDP çizgisinden gelen siyasetçiler aracılığıyla bu açığı kapatmaya çalıştığı anlaşılıyor. Bence HDP bileşenleri içindeki fikir ve değer farklılıkları, orta vadede bir ayrışmaya yol açabilir, ama şu anda bu çelişkiyi önemsiz kılan bir faktör, hükümetin Kürt sorununu çözme iradesinin yetersizliği ve başta Erdoğan olmak üzere devleti yönetenlerin Kürtlere yönelik cesaret kırıcı bir söylem içine girmiş olmaları. Hükümet ve Erdoğan, bu manevralarla miliyetçi Türkleri ve İslamcı Kürtleri kazanmanın planlarını yapıyor (ki muhtemelen bunda bir ölçüde başarılı da olacaklar), ama Kürt sorununu inkar etme söylemi, muhafazakar olan ve PKK/HDP çizgisine soğuk bakan seçmen de dahil olmak üzere Kürtlerde ciddi bir karşı tepki yaratabilir. Sonuç olarak, akıllı bir kampanya yürüten HDP ya bu seçimlerden çok sayıda milletvekili ve büyük bir pazarlık gücüyle çıkacak ya da en kötü ihtimalle bir sonraki seçimler için umut yaratmış olacak.

Ancak HDP’nin iç sorunları tam da burada başlayabilir. AKP’yle yürütülen çatışmasızlık sürecinden pek umutlu olmayan Kürt siyasi hareketinin aslında demokratik özerkliğe ağırlık vermek isterken, biraz Gezi’nin yarattığı muhalif dalgadan yararlanmak, biraz da olası bir barış sürecinde pazarlık şansını arttırmak adına Türkiyelileşme siyasetine döndüğünü tahmin ediyorum. Çok değil 2-3 yıl önce birçok gözlemcinin ortak görüşü, şu anda yönetici konumunda olan kadroların, çatışma öncesi Türkiye’ye ait kurumları, kimlikleri ve söylemleri hatırlayan en son nesil olduğu, özellikle Kürt gençlerinin Türkiye’nin kurumlarına genel olarak güven ve ilgi duymadıkları yönündeydi. Türkiye’nin tamamını kucaklayan bir sol partiye evrilme fikri, Kürt siyasi hareketi içinde bazı kesimlerin gönülsüz olarak katıldığı bir proje olsa gerek. Tabii ‘demokratik özerklik’ ve ‘Türkiyelileşme’nin birbiriyle tamamen uyumsuz fikirler olmadığı düşünülebilir, ama hem hedef kitle hem de meşruiyet arayışı açısından ciddi farklılıklar olduğu da açık. Seçimlerde %10 barajını aşamayan veya aşsa da barış süreci başta olmak üzere Türkiye’nin siyasi kurumlarını temel alan süreçlerden hayal kırıklığına uğrayan bir HDP’nin Türkiyelileşmeyi ikinci plana atacağı öngörülebilir. Ancak bence, böyle yoğun bir seçim çalışmasından sonra Kürt siyaseti Türkiye’nin tamamına yönelik iddiasını çok çabuk bırakmayacaktır.

Peki sıklıkla tartışıldığı gibi, HDP AKP’yle anlaşır mı? Soruyu açmak gerekirse: HDP ve (AKP’nin kuracağı öngörülen) hükümet, Kürt sorununun çözümü için karşılıklı tavizler verir mi? HDP, Erdoğan’ın güçlü başkanlık elde ettiği bir pazarlığa yanaşır mı? HDP ve AKP koalisyon hükümeti kurar mı? Benim gözlemim, ikinci sorunun cevabı kesin olarak ‘hayır’, (ki aksi bir davranış, açıkça ‘seni başkan yaptırmayacağız’ diyen Demirtaş ve ekibi için siyasi intihar anlamına gelir), ilk sorunun cevabı ise muhtelemen ‘evet’ olacak. Elbette ki barış görüşmelerinde ilkeler ve olmazsa olmazlar vardır, ama barış, aynı zamanda karşılıklı tavizleri gerektirir ve çoğu zaman siyasi hasımlarla yapılır. Üçüncü soruya gelince: şu anda parlamentoya girmesi beklenen dört partiden herhangi ikisinin koalisyon kurması, koalisyona taraf partilerin içinde çok ciddi huzursuzluk yaratacaktır – belki AKP ve MHP arasında uzlaşma yakalamak görece kolay olabilir, ama tüm diğer varyasyonların çok sorunlu olacağını öngörüyorum. Şu andaki HDP ve AKP’nin tek parça olarak koalisyona girebileceğini hiç sanmıyorum, ancak bu partilerin içindeki birtakım klikler arasında bir anlaşma mümkün olabilir. Bu durumda koalisyon bileşenlerinin kısa zamanda birkaç partiye bölünmesi veya koalisyonun kısa zamanda sona ermesi muhtemel olacaktır.

Uzun lafın kısası, genel seçimlerin sonucu ne olursa olsun HDP’nin açığa çıkardığı enerji Türkiye siyasetinde belirleyici bir rol oynayacak. Demirtaş ve ekibinin başarısı, Kürt siyasi hareketinin farklı bileşenleri içindeki gerilimleri yönetme kapasitesine bağlı olacak.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s