Seçimler Yaklaşırken (4): MHP

İtiraf etmek gerekirse, milliyetçi hareket benim (ve muhtemelen bir çok sosyal bilimcinin) en az tanıdığı ve üzerine kafa yorduğu siyasi akım. Bununla beraber, ülkenin en büyük üçüncü siyasi partisi olan ve birçok anket sonucuna göre 2015 seçimlerinde son 15 yılın en yüksek oy oranını yakalaması beklenen MHP üzerine düşünmekte yarar var. Bu yüzden, ‘Seçimler Yaklaşırken’ serisinin son yazısını MHP’ye ayırıyorum.

MHP, son yirmi yıldır aşırı milliyetçilikle merkez sağ arasında gidip gelme iddiasında olan bir parti. Tarihsel arka planında turancılık gibi akımlar olsa da, Türkiye’de milliyetçi hareketin siyasi tahayyülleri hep ulus-devletle, net bir şekilde ifade etmek gerekirse ulus-devleti birtakım ‘ihanet’lerden koruma fikriyle sınırlı kaldı. Soğuk Savaş dinamiklerine yaslanarak sol karşıtı siyaset yapan dünyadaki birçok parti gibi, MHP de 1990’larda yeni bir kimlik arayışına girdi ve bu anlamda Kürt sorunu, bir bakıma partinin can simidi oldu. Devlet Bahçeli, partiyi mafyalaşmadan ve sokak eylemlerinden uzak tutma stratejisi izleyerek 1970’deki paramiliter MHP imajını aşmayı hedefledi ve 1999 seçimlerinde de bu çabasının karşılığını iktidar ortağı olarak aldı. İktidardaki MHP, Avrupa Birliği’ne katılımın devlet politikası olarak şekillendiği bir dönemde tepkisel milliyetçilikle devlete entegre olma fikri arasında gidip geldi. Avrupa Birliği uyum yasalarını görülmemiş bir hızla çıkaran meclisin ikinci büyük partisini yöneten ve daha sonra AK Parti’nin kendine mal edeceği birçok demokratikleşme reformunun altında imzası olan Bahçeli ve ekibi, bu politikaları aslında hiçbir zaman benimsemediğini daha sonra birçok kez dile getirdi. Agah Oktay Güner’in 1980 darbesi döneminde dile getirdiği ‘biz içerideyiz ama fikirlerimiz iktidarda’ sözünün tam tersi doğrulanıyordu adeta: iktidardaki MHP’nin ülke yönetimine ilişkin pek de bir fikri yoktu, bu yüzden de devletin çizdiği resmi politikayı sürdürme yolunu seçmişlerdi.

2002 Kasım’ında, ekonomik krizin neden olduğu toplumsal tepkiler henüz çok tazeyken Bahçeli’nin erken seçim kararına olur vermesi, diğer koalisyon ortakları gibi MHP için de büyük bir siyasi faciayla sonuçlandı. Bununla beraber, MHP zaman içinde toparlanarak, DSP ve ANAP gibi siyaset sahnesinden tamamen silinmenin önüne geçmeyi başardı. AK Parti iktidarları boyunca MHP’nin siyasi duruşu hep tepkisel kaldı. AK Parti’nin bir yandan muhafazakar bir toplumsal arkaplandan gelen ve gerektiği zaman aşırı milliyetçi söylemleri de maharetle kullanan, öte yandan Kıbrıs ve Kürt sorunu gibi konularda Türk milliyetçiliği için tabu sayılacak söylemlerden çekinmeyen bir iktidar olması, merkez sağa oynayan MHP’yi bir hayli zorladı. Bu yüzden de iktidarı birtakım ihanet pazarlıkları içine girmekle suçlamanın dışında MHP’nin net bir siyasi yönelimi olduğu söylenemez.

Kurulduğu 1969 yılından bu yana yenilikçi bir siyasi fikir getirmekten ziyade başka siyasi projelere tepki göstererek var olan MHP’nin, bundan sonra da farklı bir yönelim içinde olacağını sanmıyorum. Muhtemelen, hükümetin Abdullah Öcalan’la iletişim içinde yürüttüğü pazarlıkların milliyetçi tabanda yarattığı tepki üzerinden siyaset yapmaya devam edeceklerdir. Ancak, milliyetçi hareketin geleceğini belirleyecek olan üç yeni dinamik var. Birincisi ve kısa vadede en önemlisi, AK Parti’nin tek başına iktidar olamadığı bir senaryoda MHP’nin iktidar ortağı olma ihtimali, ya da AK Parti’nin mecliste 275 milletvekilini aştığı bir senaryoda birtakım anayasal değişiklikler için MHP’ye ihtiyaç duyması. Bahçeli’nin ve Oktay Vural gibi parti içinde öne çıkan kişilerin AK Parti’ye yönelik tavrı oldukça eleştirel, ama aslında iki partinin tabanı önemli ölçüde benzeşiyor. Buradan kastım, sadece MHP seçmeninin Erdoğan ve AK Parti’ye sıcak bakması değil, aynı zamanda AK Parti seçmeninin ve siyasetçilerinin önemli bölümünün milliyetçi ve muhafazakar bir çizgide olması. Barış süreci konusunda zaten net bir planı olmayan AK Parti’nin, süreci sekteye uğratacak adımlar atması ve daha sonra MHP’yle yakınlaşması, olası bir senaryo. Bahçeli ve ekibinin, MHP’nin AK Partileşmesi fikrine çok soğuk yaklaştıkları yadsınamaz, ama parti içinde bu opsiyonu zorlayacak odakların çıkabileceğini ve MHP üst yönetiminin partiyi bir arada tutmak için bir hayli uğraşacaklarını düşünüyorum.

Orta vadede MHP’yi daha çok zorlayacak bir gelişme ise, Türklerin çoğunluk olduğu yerlerde Kürtlere yönelik ırkçı tepkilere karşı alacağı tavır olacak. ‘Batıdaki Kürtler’e yönelik tepkileri sahiplenmek MHP için çok bariz ve kolaycı bir siyasi duruş olabilir, ama Bahçeli’nin ülkücüleri sokaklardan uzaklaştırma stratejisi böyle bir opsiyonun önüne geçiyor. Son dönemde HDP bürolarının bombalanması gibi eylemleri MHP’nin veya herhangi bir ülkücü grubun sahiplenmemesi Türkiye’nin geleceği açısından son derece olumlu bir durum, ama MHP örgütünün kontrolü dışında hareket eden aşırı milliyetçi birtakım odakların varlığı hem ülke için genel olarak kaygılandırıcı bir gelişme, hem de MHP tipi milliyetçiliğin dışında yer alan merkezkaç birtakım unsurların varlığı parti yönetimini düşündürecektir.

Milliyetçi hareketin uzun vadedeki en büyük sorunu ise, kimliğini oluşturan ‘devlet’ tahayyülünü önemli ölçüde yitirmiş olması. Ülkücüler, tıpkı Türkiye’deki birçok sağ ve sol grup gibi, içinde bulundukları durumdan memnun olmasalar da, mevcut hükümetten şikayet etseler de, gündelik siyasi kaygıları aşan bir ‘devlet’in var olduğu mitiyle bugünlere geldiler. AK Parti’nin sadece hükümeti ele geçirmek bir yana tek parti devletine doğru evrilmesi, bu hayali önemli ölçüde yıktı. Koşullar ne olursa olsun devletin ve milletin bekaasını savunan generaller, hakimler, diplomatlar, bürokratlar her zaman bir hayalden ibaretti elbette, ama AK Parti hükümetlerinin bürokrasiyi ele geçirmesi ve bunu yaparken de kendisine sadık generaller, hakimler, diplomatlar, bürokratlar bulmakta pek zorlanmaması, milliyetçilerin o her şeyi aşan devlet ve devlet adamı kurgularını da ortadan kaldırdı. Bu şekilde ifade etmeseler de, ‘devlet’ denen şeyin onu oluşturan aktörler ve menfaatlerden bağımsız olarak düşünülemeyeceği gerçeğini (yani siyaset antropolojisinin temel kuralını) milliyetçilerin kolay kolay görmezden gelemeyeceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak milliyetçi hareket, muhalefetteyken agresif bir görüntü çizse de iktidar ortağı olduğu zaman ‘devlet politikası’ olarak gördüğü çerçevenin dışına çıkmayan bir parti. Ancak bugünkü konjonktürde böyle bir siyaset anlayışını sürdürebilmesi için, MHP’nin öncelikle ‘devlet’ini bulması lazım – ki kurumsal karmaşanın bu derece yaygın olduğu bir ortamda bu, hiç de kolay olmayacak.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s